küçük tavşan bıyıklarını kıpırdatıp yoluna devam etmiş.hedefine dogru ilerlediğinden eminmiş.derin beyaz tüğlerle kaplı derisinin altında basit bir mekanizmayla calısan bir organizmaya sahipmiş.ya da sadece o bundan eminmiş.
ancak minik tavşanın dünya uzerinde turuncu sulu bir havuçtan başka amaçları varmış.kendisi ne kadar basitse dünya üzerindeki herşey o kadar önemli ve gerekliymiş onun için.
şehre inmiş küçük tavşan.kendine şu cepte taşınan havalı saatlerden almak istemiş.şehirde yaşayan gereksiz biçimde büyük ve patileri üzerinde haraket eden yaratıkların yazdığı bir kitapta görmüş o saati.belki bir saat de onun hayatını kurtarabilir,onu sürekli havuç kemirip zıplamaktan kurtarır diye düşünmüş.
sürekli girebileceği küçük kapılar aramış,belki başka bir dünyaya çıkar,başka yaratıklarla tanışıp onlarla huzur içinde yaşayabilir diye.aranıp durmuş hep.sonunda ayakta yürür-patililerin yalancı oldukları kararına varmış.derin bir nefes alıp şehre şöyle bir bakmış:zaten yalan söylememiş olsalardı,hala böyle bir yerde mı yaşıyor olurlardı?
tavşan bıyık(cık)ları altından gülümsemiş. (bu deyimi de o kitaplardan öğrenmiş)
Suzanne takes you down to her river
little fake rabbit
Gönderen suzanne* 28 Ocak 2009 Çarşamba zaman: 16:26
I'll come back stronger than a powered up Pac-Man
bazen gerçekten, tamamiyle geride kalanları toparlamak,tekrar oraya dönmek istiyorum.
geride bıraktığım yerler,insanlar.
insanlar..evet.
benim için insan ve mekan birdir.bir mekanı (bahçe,ev,tuvalet herneyse) insanla varediyorum,belki de zihnime mekanlarla kodluyorum insanları, ya da insanları mekanlarla kodluyorum.
bu çok acı verebilen bişey ki bazen evinizden,odanızdan aylarca cıkmama isteği doğuruyor.
oysa isterdim ki tüm o insanları öldürmek yerine( unutmanın tek yolu bu benim için) ,mekanları yok edeyim .mekanları neden yok edeyim ki?
o halde insanları serbest bırakayım.mekanları da..ayırayım onları.
bunu yapamadığım için şimdi böyle herşey.ne kadar mutlu olursam olayım hep aklımda mekanlar,uykular,rüyalar ve yemekler var.
unutmalımıyım bilmiyorum.ben hiçbirşeyi unutmak istemıyorum.yaşadığım herşey değerli iyisiyle kötüsüyle.yaşadıklarım benim ' hayatım'.unutmadıkça kurduğunuz yeni şeyleri saklamak onları dengede tutmak zor oluyor,kurduğunuz dengeleri bozan başka dengeler oluyor hep.
aslında dengeleri tam kurduğum da söylenemez ya...işte ana problem bu.benim dengeleri neden kuramadığım.
insanların bana bu kadar hükmediyor olması.ailemden söz etmiyorum kesinlikle.herkes.bütün insanlar.
tabi devreye başkasının hayatı girince o noktada birşey diyemiyorsunuz.ve ne denge kalıyor ne de denge kuracak kafa.
şimdi hala biryerlerden geçerken burada bunu içmiştik diyorum,şurada da bunu yemiştik.başka insanlarla gitseniz bile hep aynı insan oluyor aslında orada.bir koku oluyor ya da bir ses.hah diyorsunuz,bunu o söylemişti.her insan ayrı bir yaşam,ayrı anılar veriyor size.aynı zamanda da ayrı bir acı.
Gönderen suzanne* 25 Ocak 2009 Pazar zaman: 10:26
tık tık.
Gönderen suzanne* 13 Ocak 2009 Salı zaman: 16:31
1 den sonra 2
uykuda uyanıyorum coğu kez,şöyle ki:uykudayım ama uyanığım.sesleri duyuyorum ancak kıpırdayamıyorum.bir süre sonra sesler de rüyada yerlerini bulmaya başlıyor.bazen eğlenceli olan bu hadise çoğu zaman kafamı karıştırıyor, beni huzursuz ediyor.
zaten oldukça bilek metal kafasında rüyalar gören bir insan olarak,rüyalarımdan yeterince şikayetçiydim.bu uyanma da yeni moda oldu.
Ben tüm rüyalarımda ölürüm(evet).biri beni yaralar ve genelde bu yaralanmaları hissederim.nedense ölmem benim hatam olmaz hep de (mesela bi apartmanın tepesinden atlamam ya da ayağım kayıp düşmem,pat diye yol atlamam) biri gelir beni silahla abuk subuk yerlerimden vurur.misal el,kulak vb. sonra efendim başka bi amcamız gelir boğazımı keser.
ve en kötüsü nedir bilir misiniz?bunları ben her saniyesiyle hissederim.tüm acıyı.yani uykuda kolunuz altınızda kalır onun etkisiyle rüyada buna benzer birşey yaşarsınız ya(kolun acısını gösterecek şeyler yani),bu böyle değil. bunda akan kandan tutun o kesiğin yakmasına kadar hissediyorsunuz ve bu bazen cok daha sinir bozucu olabiliyor.zira göreceklerinizi siz belirleyemiyorsunuz.istemediğiniz ve görmediğniz mekanlarda istemediğiniz şeyler yaşıyorsunuz.
rüyalar adil değil.
ve evet doktora gitmeyi düşünmüyorum.çünkü ne kadar şikayet etsem de,rüyalarımda hissettiğim şeyler aslında gerçekte ölürken hissedeceğim şeyler(mi desem) ve ben bunları ölmeden sadece bir kaç saniyeliğine hissedebiliyorum.belki gerçekte bir silahla vurularak ölmek benim hissettiğim gibi degil bilinçaltımda böyle bir his yaratmış da olabilirm.karışık şeyler bunlar.garip bir şekilde de hoşuma gidiyor.
neyse. iyi uykular herkese (:
Gönderen suzanne* zaman: 06:44